2 Mart 2014 Pazar

Hoşgeldin Mart


Hoşgeldin Mart! Sevginin gösterisi olarak bize getirdiğin çiçeklerle, baharla, dost sohbeti ile yudumlattığın kahvenlerinle çok güzel ol e mi? 

11 Şubat 2014 Salı

Postacının getirdiği mutluluk!


En son postacı ne zaman kapımı çalmıştı bilmiyorum, en son mektubumu da ilkokul sıralarındayken almıştım sanırım. Evde kahvemi yudumlarken en son ne zaman radyo açmıştım onu da bilmiyorum. Araba kullanırken ya da yolculuk yaparken sık sık dinlediğim yol arkadaşımı eve geldiğimde unutuveriyordum nedense. Vefasız mıydım yoksa artık?  Derin derin içinde olduğum durumu düşünmüş ve var olan kaygılarımın zihnimi bir kez daha işgal etmesine izin vermiştim. Tekrar herşey ne zaman çocukluğumda ki kadar güzel olacaktı? Bu çok mu zordu artık? Beni bundan sonra nasıl bir yaşam bekliyrodu? İşte tam bu soruların yanıtını ararken gözlüklerimin bile beni boğmaya başladığını, okuduğum kitabı artık anlamadığımı hissettim. Kitabımı bir kenara bıraktım, gözlüklerimi gözümden çıkardım. Vefasızca davrandığım yol arkadaşımı anımsadım radyo açtım, kahvemden bir yudum daha aldım. Zira zihnimi işgal eden kaygılardan kurtulamadım. Artık kimseye anlatmakta istemiyordum, çevremdekilerinden bunları duymaktan sıkıldığını düşünüyordum. İşte tam o sırada kapının arasına sıkıştırılmış zarfı fark ettim. Ya bankadan geliyor yada bir devlet dairesinden derken üzerinde adımın yazılı olduğunu görünce daha da meraklandım. Gönderen ablamdı.

Yoksa çekim yasası dedikleri şey bu muydu? Sen en son kiminle mektuplaştığını düşünürken, çocukluğunu yad ederken bir zarfın kapına bırakılması mıydı? Heyecanla ama en çokta mutlulukla zarfı açtım. İçinden zarafetiyle herkesi kendine hayran bırakan Eiffel Kulesi’nin üzerinde yer aldığı bir kartpostal çıktı. Arkasında ise zihnimi işgal eden düşüncelerden kurtulabilmem için söylenecek en güzel cümleler yazılıydı. “Bonjour Kızkardeş :-)” diye başlayan cümleler şöyle devam ediyordu: “Hayatında ki bütün taşlar yerini bulacak, çok yakında hem de. Hepsi tamamlandığında Eyfel Kulesi kadar görkemli bir yapı olacak ve bizde (ablan ve enişten olarak) keyifle seyre dalacağız. Sadece zaman! Seni seviyoruz!!! Herkese selamlar… P.S: Erkek kardeşime parfüm arayışlarım sürüyor :-) Ama bence gelip kendi alsın zira çok güzel French Chic’ler var burada. 31.01.2014” İşte tüm bunları okuyunca gözlerim doldu. Biri benim sesimi dünyanın diğer ucunda da olsa duymuş muydu? En önemlisi de hissettiklerimi hissediyor muydu? Evet, hissediyordu. Hemen telefona sarıldım. Ve karşı tarafın efendim yanıtından sonra hemen şu cümleyi kurdum: “Gerçekten herşey yoluna girip, taşlar yerine oturduğunda Eiffel Kulesi kadar güzel olacak mı hayatım, seyre dalınacak kadar güzel…” dedim. Aldığım yanıt: “Elbette olacak sadece biraz zaman, biraz sabır.” oldu.

Evet sadece biraz zaman, biraz sabır… Sanırım işin sırrı bu cümlede saklı. Sonra düşündüm ki ne kadar şanslıyım ben, en kötü hissettiğim anlardan birinde bu cümleleri duydum! Ve şimdi diyorum ki selam olsun Paris’e, ama şunu bil ki seni kıskandıracak kadar güzel bir hayatım olacak benim, bunu bil hani! J

Sağlık ve sevgi ile kalın.
EK

9 Şubat 2014 Pazar

Selam olsun yeni benden sizlere!


“Hayatıma format atmak istiyorum.” Sık sık duyup, saçma olduğunu düşündüğüm cümle. O kadar yaşanmışlığı bir kalemde silip atmak için mi yaşadım ben... Elbette hayır, mesela yaptığım hatalardan yaşadığım acılardan ders aldım. Bir sonraki adımlarımı ona göre temkinli attım. Sevinçlerim bana neler yaşayabileceğimi; güzelliğin, mutluluğun, sürprizlerin sınırları olmadığını öğretti. Bu sebeplerden de hayatıma format atmak hiç bana göre olmadı.

Sanırım ben her şeyi çok uçlarda yaşamayı sevdim. Bir türlü ortasını bulamadım, bulduğumda da bana göre olmadığını anladım. Ya çok sevindim ya çok üzüldüm ama ikisinin arasında bir yerlerde hiç olmadım, olamadım. Bunun sebebi ne onu da bilemedim ama bu güne dek böyle yaşadım.

Sonra, sonra bir gün fark ettim ki siz ne kadar iyi niyetliyseniz şu hayatta, ne kadar sabırlı ve iyimserseniz hayat sizi o kadar sınıyor. İşinizle, okulunuzla, kazancınızla, sevdiklerinizle, olmasını istediklerinizle… Evet her biri ile ayrı ayrı imtihan edebiliyor, siz değişmemek için önce insan olmak için direndikçe canınızı daha çok yakıyor. İşte bu yüzden daha fazla artık canım yanmasın diye anılarıma, geçmişime format atmasamda her şeyi rafa kaldırmaya karar verdim. Yarından itibaren kimsenin hatırı yok mesela bende, geçmişin hiç yok hele! Herkes kendi suretini görmeye hazır olsun bu bedende. Siz nasılsanız bana karşı bende öyleyim bundan sonra, ayna misali yansıtacağım sizi size. Birde bundan sonra şu topukların üzerinden, biraz yüksekten bakacağım size, bakacağım ki “alçak gönüllülüğü” “aptallık” ile karıştıranlar kıymetini anlasınlar. “Büyük burunlu” olmanın meziyet olduğunu sananlar nasıl bir meziyet olduğunu daha iyi anlasınlar! Selam olsun yeni benden sizlere!

Kalın sağlıkcakla diyeceğim ama kalın önce insanlıkla!

E.K.


2 Şubat 2014 Pazar

Gülümsemek ayıp mı?


Gülümsemek, gülmek ayıp mı? Hıııhııı…evet doğru okudunuz, cidden soruyorum bu soruyu gülümsemek, gülmek ayıpta melankolik gözükmek, duygularınızın canınızı yaktığını belli etmek kabahatsizlik, daha edepli bir davranış mı? Ölüm ölüm demek mesela sürekli…

Şimdi diyeceksiniz ki bu kız neler söylüyor böyle, ne saçmalıyor. Saçmalamıyorum sadece soruyorum çünkü bilmek istiyorum. Sosyal ağlarda inanılmaz bir hüzündür gidiyor, herkes mutsuz, herkesin canı delicesine yanıyor, herkes bi’şeyler arıyor keza kimse aradığını bulamıyor. Fotoğraflardaki renkler koyu, fotoğrafların havası boğucu. Cümleler ise çoğu kez sitemkar sözcüklerden oluşuyor yada ölümden bahsediyor. Evet, insanın canı sıkılabilir, üzülebilir, yanabilir ama Allah aşkına hayatta sağlıklı bir bedene ve ruha sahipken şükretmek yerine bu denli isyan, bu denli sitem, bu denli ölüme merak neden? Yaşam ve sağlık bize verilmiş en büyük nimetken üstelik soruyorum şimdi neden!

Önce şöyle bir bakın çevrenize, gerçekten ne kadar büyük zorluklara göğüs geren, mücadele veren, kaybettiği sağlığına kavuşmak için derman arayan buna rağmen hayata sıkı sıkı tutunan insanlara sonra edin bu beylik lafları, sonra paylaşın o iç karartıcı fotoğrafları. Şükredin, gülümseyin! Sahip olduklarınıza, problemlerinizin çözümü olduğuna şükredin. Bunun bilincinde olmak, gülümsemek ayıp değil.

Bu kadar hüzün ve melankolide kış mevsiminin etkisi olabilir kabul ama bakın bahar geliyor, her yer yine yeşilleniyor, ayaklarımızı toprağa basmak, ormanda uzun uzun sabah yürüyüşleri yapmak için harika günler bizi kucaklamaya hazırlanıyor. Bunları düşünün ve hayatın keyfine varın şuralara da sırf daha melankolik gözükmek ve duygularınızın canınızı yaktığını belli etmek için ölüm ile ilgili bi' şeyler YAZMAYIN. Hayata tutunmak, yaşamı kaçırmamak için bin türlü hastalıkla mücadele eden, her gün; "Acaba yarına nasıl uyanacağım yada yarın uyanabilecek miyim?" diye endişe ile gözünü yuman, vücudunda adeta saatli bomba gibi riskler taşıyan insanlara çok ayıp ediyorsunuz baylar, bayanlar yazmayın!

Gülümseyin, siz gülümseyin, neşelenin ki hayatta size gülümsesin.
Kalın sağlıcakla! J


E.K.





26 Aralık 2013 Perşembe

Bir yeni mesajınız var

Her ne olursa olsun herkesi affederek, yürekten uzattığım bir elim var benim şimdi çok daha huzurlu, çok daha mutluyum.


2013. Benim için hiç iyi başlamamış olan bir yıl. Nihayet bitiyor dediğim bir yıl. Bu yılın benden aldıkları çok oldu. Sevdiklerimi, yakınlarımı, arkadaşlarımı bir daha hiç gelmeyecekleri sonsuzluğa uğurladım çok kez. Sonra emir büyük yerden deyip, kendimi avutup, dua ettim huzurla uyumaları için. Korkularımın çoğu gerçek oldu. Yaşamaktan en çok korktuğum şeyleri burnumun direği sızlaya sızlaya yaşadım bu yılda. Hastalıklar bol bol kapımızı çaldı, kazalarda. Zaten 2013’ün ilk gününe canım anneciğimin elleri ağır bir şekilde yanmış olarak merhaba dedik varın gerisini siz düşünün.

Sonra hiç kırılmayacağımı düşündüğüm kişilere kırıldım mesela. Birçok şeyi gözden geçirip, pek çok ismin üzerine çizgide çekmedim değil bu yılda. Yeri geldi sitem ettim, yeri geldi ağladım. Bazı tatsız şeyler duydum hiç tanımadığım, suretini bile görmediğim insanlar sayesinde, benimle neden uğraştıklarını hala çözemediğim!

Belki farkında olmadan kırdıklarımda oldu…

İyi şeyler hiç mi olmadı peki 2013’te? Oldu. Yeni şehirlerim oldu mesela, gezdiğim, dolaştığım, fotoğraf çektiğim, leziz yemekler tattığım. Yeni kitaplarım oldu, okumaktan keyif aldığım. Hediye edilen yeni defterlerim oldu. Yeni arkadaşlarım oldu, keyifli sohbetler ettiğim.  Yeni tatillerim, yeni anılarım oldu. Yeni ayakkabılarım oldu. Yeni başarılarım oldu. Yeni dönemim oldu okulda. Hayalini kurduğum güzellikler az da olsa geldi beni buldu. Beklentilerim tam anlamıyla gerçek olmadı ama güzel adımlar attım hayallerime doğru.

Ve en önemlisi de yeni çikolatalarım oldu. :)

2014 kapıda. Yepyeni bir yıl. Hepimiz sabırsızlıkla kucaklamaya hazırız. Ben 2014’ü kucaklamadan önce bir karar aldım; 2013 yılında kırıldığım, konuşmadığım, sitem ettiğim, sorguladığım herkesi can-ı yürekten affetme kararı. Zaten beni az çok tanıyanlar bilir kin tutmam ben, tutamam. Yüreğim yumuşaktır. Küste kalamam, affetmemem gerektiğini bilsem de af eder, Allah’a havale ederim…

Bundan sonra hayat ne getirir bilinmez ama bilinen bir gerçek var ki hayatın çokta uzun olmadığı, o yüzden kalp kırmaya, küs kalmaya hiç gerek yok. Ben yüreğimi 2014’e girmeden her şeyi, herkesi affederek taşıdığı o ağır yükten kurtarıyorum.

2014 hepimizin hayallerinin gerçekleştiği bir yıl olsun. Sağlık dolu, mutluluk dolu, bereket dolu bir yıl olsun. Hepimizin her gün yaşadıklarına şükrederek uyandığı, kendi kararlarını başkalarının istekleri doğrultusunda değil kendi istekleri doğrultusunda aldığı, pişmanlık yaşamadığı kendisi olmayı başardığı, ve kendisi olarak sevdiklerine sevdirdiği bir yıl olsun. Kimsenin kimse için değişmediği, öz benliğinden vazgeçmediği…

Ve her ne olursa olsun, hayatın size taktığı çelmelere rağmen hayallerinizin peşinde koştuğunuz bir yıl olsun. Yüreğinizdeki kötü düşünceleri, vesveseleri elinizin tersi ile bir köşeye ittiğiniz bir yıl olsun. Size kötülük yapanlara sadece tebessüm edip, neden, niçin diye sorgulamadığınız, affedip, zamana bıraktığınız bir yıl olsun.

Ve sadece bu yıl değil tüm hayatınız boyunca başkalarının istekleri doğrultusunda aldığınız kararlarla değil kendi kararlarınızla var olduğunuz bir yaşantınız olsun. Bu konuda hatta hayatınız boyunca varın biraz bencil olun. Ben bu güne dek böyle yaşadım, böyle de yaşayacağım. Geçmişte hiç mi hata yapmadım elbette yaptım. Belki de düşünememiştim o zaman, büyümemiştim… Sonra 2008’in ikinci yarısında bir sabah uyanıp kendimle bir iç hesaplaşma yaşadığımda düşüncelerimin, seçimlerimin, yaşadığım hayatın bana ait olmadığını hissedip sıyrıldım o yaşamdan. Ve anladım ki insan mutlu olabilmek için önce kendi olmalı, gerekirse de bu konuda bencil olmalı. “Değiştirmek” ile “fedakârlık” kelimeleri asla kişide karışmamalı. Umarım sizin de sadece 2014 yılınız değil tüm hayatınız böyle olur.

Ben belki yüreğimin bir yanı hep çocuk kaldığı için belki de sevdiğim için bilmiyorum ama çikolatalarla, şekerlerle inanılmaz mutlu olan biriyim, bu yüzden de yeni yıla girmeden avucumda tuttuğum, herkesi, her şeyi affettiğim yüreğimi temsil eden bu çikolata ile elimi uzatıyorum. Kırdığım, kırıldığım, sitem ettiğim, sevdiğim, hayatım boyunca yanımda olması için dualarımda yer verdiğim kişilerin, arkadaşlarımın, hocalarımın, öğrencilerimin, birlikte çalıştığım iş arkadaşlarımın, tanıdıklarımın, bu yazıyı okuyanların yani herkesin ama herkesin yeni yılı şimdiden kutlu, gönlünden geçenler gerçek ve ömür boyu kendisine ait olan bir yaşam şekli olsun.

Sağlık ve sevgi ile kalın.
EK