24 Nisan 2014 Perşembe

Alkali Diyet


 Dr. Ayşegül Çoruhlu


Yaz mevsiminin de yaklaşması ile beraber hepimizin daha fazla ilgilenmeye başladığı bir konu haline geldi diyet. Şimdilerde pek çoğumuz diyet çeşitlerini araştırır, okur olduk. Hepimizin ilgi duyduğu bu konuya gün geçmiyor ki yeni bir şeyler eklenmesin. Son dönemde sıkça duyduğumuz alkali, alkali yaşam, alkali diyet konusu benimde bir hayli dikkatimi çeker oldu. Geçtiğimiz aylarda editörlüğünü yürütmüş olduğum bir dergi için Alkali Diyet kitabının yazarı Dr. Ayşegül Çoruhlu ile bir söyleşi gerçekleştirdim ve bakın kendisi bana alkali ile ilgili neler anlattı…
Hepinize keyifli okumalar diliyorum! 

Alkali yaşam – alkali diyet nedir?
Alkali olmak vücudun hücreler düzeyinde ideal çalıştığı habitatı anlatan bir terimdir. Alkali ifadesinin tam karşıtı ise asit kelimesidir. Vücudun asitlenmesi tüm hastalıkların altına yatan temel sorundur. Bu asitlenme hem yanlış beslenme seçimlerinden hem de yanlış yaşam şeklinden gelir. Örneğin sigara içiyor olmanın hücre düzeyindeki zararı hücrelerin ideal alkali ortamını bozması ve vücudu asitlendirmesidir. Aynı şekilde sağlıksız dediğimiz yiyecekler de vücudu hücre düzeyinden başlayarak asitlendirir. Demek ki sadece yemek şekli değil, yaşam biçimi de alkali olmalıdır.

Alkali diyet ile alkali yaşam arasında bir fark var mı? İki şekilde de önleyebilir miyiz?
Evet, çünkü vücut sağlığı için sadece doğru alkali yiyecekleri seçmek yetmez. Örneğin stresin sebep olduğunu duyduğumuz pek çok hastalık vardır. Strese sebep olacak düşünce biçimleri, öfke, kızgınlık, negatif düşünceler vs. beyinde kimyasal reaksiyonlara sebep olup stres hormonu kortizol üretir. O halde stresli yaşam biçiminden uzak kalmanın, kötü düşüncelere kapılmamanın da alkali olmak açısından önemi anlaşılır.  İyi nefes almak, temiz hava, iyi uyku, hafif egzersiz gibi pek çok davranış biçimi alkali olmak için gereklidir. Sağlık bir bütündür.

Alkali diyeti ömür boyu uygulamak mümkün mü? Yan etkileri var mı?
Bir beslenme biçiminin zaten ‘sürdürülebilir’ olması gerekir. Her sezon yeni bir model diyete başlamak hatalıdır. Beslenmede ilk amaç asla kilo vermek olmamalıdır. Kısa sureli kilo vermek amaçlı diyetler zaten sürdürülebilir değildir. Amaç sağlık için ve özellikle hücresel sağlık için doğru besinleri tüketmek olmalıdır. Beslenme artık hücresel seviyede ele alınmalı ve yaşam boyu beslenme modeli buna göre seçilmelidir.

Alkali diyet ne zaman uygulanmalıdır?
Hemen ve derhal büyük- çocuk herkesin beslenme seçimlerini alkali olmak yönünde kullanmaya başlaması gerekir. Alkali olma çabası gösterilmediğinde yanlış gıdaların sebep olduğu ve yıllarca artan asitlenme hastalıklara davetiye çıkaracak veya mevcut hastalığın şiddetini artıracaktır. Bundan kaçış yoktur. Asıl beslememiz gereken hücrelerimiz olduğu halde sadece midemizi doyurursak olacak budur.

Alkali yaşamın altın kuralları nelerdir?
Alkali olmaya su içmekle başlayabiliriz. O kadar yazılır çizilir yine de kimse yeterince su içmez. Oysa her gün idrara çıkar ve vücudun istemediği asitleri dışarı atarız. Aslında atmaya çalışırız demek daha doğrudur Çünkü her zaman yeterince asidi dışarı atmak mümkün olamaz. Az su içildiğinde idrar renginin koyu ve kokulu olmasının sebebi budur. O halde asit atılımını arttırmak için daha çok su içerek alkali olmalıyız. Ve suyu da alkali su olarak içersek daha çok temizlik sağlarız. Suyu alkali yapmak için içine eczanelerde satılan alkali damlalardan koymak iyi bir tercihtir. Su alırken pH değerinin 7’nin üzerinde olmasını tercih etmeliyiz.
İkinci önemli husus sebze ağırlıklı beslenmeye ağırlık vermektir. Zaten her hekim sebze, meyve, baharat, kuruyemiş gibi temeli bitkiler olan beslenme öğelerini bol bol tüketmeyi önerir. Bu yeni bir bilgi değildir. Yeni olan benim eklediğim şu bilgidir: Bu besinlerin sağlığa yaralı olmalarının altındaki temel sebep, bunların vücudun istediği alkali ortamı sağlamalarıdır. Sebze ağırlıklı beslenmek vücudu alkali yapar. İşte bu yüzden sağlıklıdırlar.
Diğer önemli nokta doğru oksijen  ve iyi nefes almaktır. Doğru nefes de bizi alkali yapar.  Yoga, pilates, yürüyüş gibi rahat ve derin nefes alınan egzersizler alkali olmayı sağlar. Uyku da önemlidir. Saat 23:00 da uyumak, geç saatte yatmamak gerekir. Akşam yemeğini çok erken ve çok az yemek alkali olmak işin şarttır. Yanlış akşam yemeği vücudu çok asitlendirir. Elbette stresten uzak kalmak gerekir. Çıplak ayakla toprağa basmaktan, infrared saunalara kadar pek çok alkali olma yöntemi vardır. Alkali olmak bir yaşam biçimi olmalıdır.

Bu diyeti herkes uygulayabilir mi?
Bahsedilen öneriler herkes için sağlıklı önerilerdir. Alkali diyette kısıtlanan besinler zaten sağlık için matah olmadığını bildiğimiz, hazır gıdalar, alkol, şekerli içecekler, kızartmalar, işlenmiş ürünler, ağır hayvansal gıdalar, şekerlemeler, basit unlular… vs. gibi kimseye bir faydası olmayan besinlerdir. Bu tür besinleri azaltıp alkali yapan besinlere ağırlık vermek dünya üstündeki herkes için sağlıklıdır.

Alkali diyetin faydaları nelerdir?
Öncelikle hücresel sağlık. Biz trilyonlarca hücreden oluşan çok kompleks yapılı organizmalarız. Tüm bu sistemin iyi çalışması için iyi enerji kaynakları kullanmak gerekir. Yakıt doğru değilse motor da iyi çalışmaz. O halde alkali beslenerek hücrelere en iyi yakıtı verdiysek o hücrelerin de sağlıklı kalmasını ve işlerini doğru yapmasını sağlamış oluruz. Damarlardaki hücreler sağlamsa, damarlar sağlam, beyindeki hücreler sağlamsa beyin sağlam, ciltteki hücreler sağlamsa cilt iyi demektir. Bu liste her organ için uzatılabilir.
Alkali beslenmede ilk fark edilen bağırsak sağlığının düzelmesi, hazımsızlık gaz şikâyetlerinin azalmasıdır. Kabızlık geçer. Reflü azalır.  Bel bölgesi incelir. Cilt parlar. Sırt ağrıları geçer. Dinç uyanılır. Bu liste çok uzundur inanın…

Alkali beslenmede yenmesi ve yenmemesi gereken yiyecekler nelerdir?
Alkali beslenmede olması gerekenler: Tüm sebzeler, baharatlar, tohumlar, meyveler, ceviz- badem gibi yağlı kuruyemişler, balık, kefir, lor peyniri, zeytinyağı, deniz tuzu, alkali su liste başıdır.
Yenmemesi gerekenleri zaten biliyoruz. Tüm kızarmış gıdalar, fast foodlar, şekerli, kolalı içecekler, şekerlemeler, pasta, kek, kurabiye, tüm unlular, margarinler, işlenmiş etler… vs. bu listeyi herkesin bildiğine eminim. Eksik olan bunların zararının ne olduğu idi. Öğrendik ki bu besinler vücudu asitlendiriyor. Ve asitlenme her türlü hastalığın başıdır. Alkali diyette bu bahsedilen istenmeyen yiyecekleri yine de tüketebiliriz. Ancak mutlaka asitlendiren yiyecek seçiminin yanına onun asidini yok edecek alkali gıdaları eklemeliyiz. Et yemek istiyorsak, yenen et miktarının 3 katı sebze yemeliyiz. Tatlı-kahve kaçamağı yaptıysak o gün daha çok alkali su içmeliyiz. Bu örnekleri bu şekilde çoğaltabiliriz. Önemli olan her gün alkali besinlerden mutlak tüketmek gerektiğidir.
Alkali su tüketimi alkali olmanın yarısıdır. Basitçe evde şunu yapabilirsiniz: 1 litre içme suyuna eczaneden aldığınız karbonattan çay kaşığının yarısı kadar ilave ederseniz o su artık daha alkali olur. Yine eczaneden temin edebileceğiniz alkali damlalar da suyun pH oranını arttırır. Böylece az su içen birisi olsanız bile alkali su içerek bu kötü huyunuzun olumsuz etkilerini azaltabilirsiniz. Ayrıca limonlu veya alma sirkeli su da içmek de vücudun içini alkali yapmaya yardımcıdır.

Konuğum olduğunuz için çok teşekkür ederim, eklemek istediğiniz bir şey var mı?

İlginiz için ben teşekkür ederim, tüm okuyucularınıza sağlıklı, güzel bir yaşam diliyorum.

2 Mart 2014 Pazar

Hoşgeldin Mart


Hoşgeldin Mart! Sevginin gösterisi olarak bize getirdiğin çiçeklerle, baharla, dost sohbeti ile yudumlattığın kahvenlerinle çok güzel ol e mi? 

11 Şubat 2014 Salı

Postacının getirdiği mutluluk!


En son postacı ne zaman kapımı çalmıştı bilmiyorum, en son mektubumu da ilkokul sıralarındayken almıştım sanırım. Evde kahvemi yudumlarken en son ne zaman radyo açmıştım onu da bilmiyorum. Araba kullanırken ya da yolculuk yaparken sık sık dinlediğim yol arkadaşımı eve geldiğimde unutuveriyordum nedense. Vefasız mıydım yoksa artık?  Derin derin içinde olduğum durumu düşünmüş ve var olan kaygılarımın zihnimi bir kez daha işgal etmesine izin vermiştim. Tekrar herşey ne zaman çocukluğumda ki kadar güzel olacaktı? Bu çok mu zordu artık? Beni bundan sonra nasıl bir yaşam bekliyrodu? İşte tam bu soruların yanıtını ararken gözlüklerimin bile beni boğmaya başladığını, okuduğum kitabı artık anlamadığımı hissettim. Kitabımı bir kenara bıraktım, gözlüklerimi gözümden çıkardım. Vefasızca davrandığım yol arkadaşımı anımsadım radyo açtım, kahvemden bir yudum daha aldım. Zira zihnimi işgal eden kaygılardan kurtulamadım. Artık kimseye anlatmakta istemiyordum, çevremdekilerinden bunları duymaktan sıkıldığını düşünüyordum. İşte tam o sırada kapının arasına sıkıştırılmış zarfı fark ettim. Ya bankadan geliyor yada bir devlet dairesinden derken üzerinde adımın yazılı olduğunu görünce daha da meraklandım. Gönderen ablamdı.

Yoksa çekim yasası dedikleri şey bu muydu? Sen en son kiminle mektuplaştığını düşünürken, çocukluğunu yad ederken bir zarfın kapına bırakılması mıydı? Heyecanla ama en çokta mutlulukla zarfı açtım. İçinden zarafetiyle herkesi kendine hayran bırakan Eiffel Kulesi’nin üzerinde yer aldığı bir kartpostal çıktı. Arkasında ise zihnimi işgal eden düşüncelerden kurtulabilmem için söylenecek en güzel cümleler yazılıydı. “Bonjour Kızkardeş :-)” diye başlayan cümleler şöyle devam ediyordu: “Hayatında ki bütün taşlar yerini bulacak, çok yakında hem de. Hepsi tamamlandığında Eyfel Kulesi kadar görkemli bir yapı olacak ve bizde (ablan ve enişten olarak) keyifle seyre dalacağız. Sadece zaman! Seni seviyoruz!!! Herkese selamlar… P.S: Erkek kardeşime parfüm arayışlarım sürüyor :-) Ama bence gelip kendi alsın zira çok güzel French Chic’ler var burada. 31.01.2014” İşte tüm bunları okuyunca gözlerim doldu. Biri benim sesimi dünyanın diğer ucunda da olsa duymuş muydu? En önemlisi de hissettiklerimi hissediyor muydu? Evet, hissediyordu. Hemen telefona sarıldım. Ve karşı tarafın efendim yanıtından sonra hemen şu cümleyi kurdum: “Gerçekten herşey yoluna girip, taşlar yerine oturduğunda Eiffel Kulesi kadar güzel olacak mı hayatım, seyre dalınacak kadar güzel…” dedim. Aldığım yanıt: “Elbette olacak sadece biraz zaman, biraz sabır.” oldu.

Evet sadece biraz zaman, biraz sabır… Sanırım işin sırrı bu cümlede saklı. Sonra düşündüm ki ne kadar şanslıyım ben, en kötü hissettiğim anlardan birinde bu cümleleri duydum! Ve şimdi diyorum ki selam olsun Paris’e, ama şunu bil ki seni kıskandıracak kadar güzel bir hayatım olacak benim, bunu bil hani! J

Sağlık ve sevgi ile kalın.
EK

9 Şubat 2014 Pazar

Selam olsun yeni benden sizlere!


“Hayatıma format atmak istiyorum.” Sık sık duyup, saçma olduğunu düşündüğüm cümle. O kadar yaşanmışlığı bir kalemde silip atmak için mi yaşadım ben... Elbette hayır, mesela yaptığım hatalardan yaşadığım acılardan ders aldım. Bir sonraki adımlarımı ona göre temkinli attım. Sevinçlerim bana neler yaşayabileceğimi; güzelliğin, mutluluğun, sürprizlerin sınırları olmadığını öğretti. Bu sebeplerden de hayatıma format atmak hiç bana göre olmadı.

Sanırım ben her şeyi çok uçlarda yaşamayı sevdim. Bir türlü ortasını bulamadım, bulduğumda da bana göre olmadığını anladım. Ya çok sevindim ya çok üzüldüm ama ikisinin arasında bir yerlerde hiç olmadım, olamadım. Bunun sebebi ne onu da bilemedim ama bu güne dek böyle yaşadım.

Sonra, sonra bir gün fark ettim ki siz ne kadar iyi niyetliyseniz şu hayatta, ne kadar sabırlı ve iyimserseniz hayat sizi o kadar sınıyor. İşinizle, okulunuzla, kazancınızla, sevdiklerinizle, olmasını istediklerinizle… Evet her biri ile ayrı ayrı imtihan edebiliyor, siz değişmemek için önce insan olmak için direndikçe canınızı daha çok yakıyor. İşte bu yüzden daha fazla artık canım yanmasın diye anılarıma, geçmişime format atmasamda her şeyi rafa kaldırmaya karar verdim. Yarından itibaren kimsenin hatırı yok mesela bende, geçmişin hiç yok hele! Herkes kendi suretini görmeye hazır olsun bu bedende. Siz nasılsanız bana karşı bende öyleyim bundan sonra, ayna misali yansıtacağım sizi size. Birde bundan sonra şu topukların üzerinden, biraz yüksekten bakacağım size, bakacağım ki “alçak gönüllülüğü” “aptallık” ile karıştıranlar kıymetini anlasınlar. “Büyük burunlu” olmanın meziyet olduğunu sananlar nasıl bir meziyet olduğunu daha iyi anlasınlar! Selam olsun yeni benden sizlere!

Kalın sağlıkcakla diyeceğim ama kalın önce insanlıkla!

E.K.


2 Şubat 2014 Pazar

Gülümsemek ayıp mı?


Gülümsemek, gülmek ayıp mı? Hıııhııı…evet doğru okudunuz, cidden soruyorum bu soruyu gülümsemek, gülmek ayıpta melankolik gözükmek, duygularınızın canınızı yaktığını belli etmek kabahatsizlik, daha edepli bir davranış mı? Ölüm ölüm demek mesela sürekli…

Şimdi diyeceksiniz ki bu kız neler söylüyor böyle, ne saçmalıyor. Saçmalamıyorum sadece soruyorum çünkü bilmek istiyorum. Sosyal ağlarda inanılmaz bir hüzündür gidiyor, herkes mutsuz, herkesin canı delicesine yanıyor, herkes bi’şeyler arıyor keza kimse aradığını bulamıyor. Fotoğraflardaki renkler koyu, fotoğrafların havası boğucu. Cümleler ise çoğu kez sitemkar sözcüklerden oluşuyor yada ölümden bahsediyor. Evet, insanın canı sıkılabilir, üzülebilir, yanabilir ama Allah aşkına hayatta sağlıklı bir bedene ve ruha sahipken şükretmek yerine bu denli isyan, bu denli sitem, bu denli ölüme merak neden? Yaşam ve sağlık bize verilmiş en büyük nimetken üstelik soruyorum şimdi neden!

Önce şöyle bir bakın çevrenize, gerçekten ne kadar büyük zorluklara göğüs geren, mücadele veren, kaybettiği sağlığına kavuşmak için derman arayan buna rağmen hayata sıkı sıkı tutunan insanlara sonra edin bu beylik lafları, sonra paylaşın o iç karartıcı fotoğrafları. Şükredin, gülümseyin! Sahip olduklarınıza, problemlerinizin çözümü olduğuna şükredin. Bunun bilincinde olmak, gülümsemek ayıp değil.

Bu kadar hüzün ve melankolide kış mevsiminin etkisi olabilir kabul ama bakın bahar geliyor, her yer yine yeşilleniyor, ayaklarımızı toprağa basmak, ormanda uzun uzun sabah yürüyüşleri yapmak için harika günler bizi kucaklamaya hazırlanıyor. Bunları düşünün ve hayatın keyfine varın şuralara da sırf daha melankolik gözükmek ve duygularınızın canınızı yaktığını belli etmek için ölüm ile ilgili bi' şeyler YAZMAYIN. Hayata tutunmak, yaşamı kaçırmamak için bin türlü hastalıkla mücadele eden, her gün; "Acaba yarına nasıl uyanacağım yada yarın uyanabilecek miyim?" diye endişe ile gözünü yuman, vücudunda adeta saatli bomba gibi riskler taşıyan insanlara çok ayıp ediyorsunuz baylar, bayanlar yazmayın!

Gülümseyin, siz gülümseyin, neşelenin ki hayatta size gülümsesin.
Kalın sağlıcakla! J


E.K.